Potansiyelin ve Sen

Potansiyelin ve Sen

Bazen kendimi suçlu hissediyorum. Hayatımda ki bir çok insana bir şey yapmaları için içlerindeki başarabilecekleri fırsatlar üzerine çok fazla fikir verdim ilham olmaya çalıştım. Bir çoğu bir şeyler yapmak için adım attı, bir çoğu ilgilenmedi, bir çoğuda bir noktada başardı...

Bir noktada başardı dedim çünkü çoğunluğa göre bir noktaya geldi. Kendi ile kıyasladığında kendini artık yetersiz, başarısız, sürekli çalışma içinde huzursuz hissediyor. Aslında zihnen çok berrak her şeyi net ve planlı. Belki tanımladığım kelimeler tam doğru değil ama içsel bir huzurla birlikte gelen bir aşırı huzursuzluk var. Buda insanı içten içe yiyen bir şey. Kanser gibi...

Konu üzerine düşündüğümde ise şunu farkettim. O kişinin bir noktada başarmış hali ile hiç bir şey yapmayan hali arasında ki tek fark; Potansiyelini keşfetmesi.

Yani o kişi artık kendi potansiyelini farkındalık seviyesine ulaştı. Ve bu farkındalık öyle bir şeyki zihinsel olarak bu durumu kontrol edemeyenleri çökerten bir şey. Yüksek farkındalık insanı aslında bilgeleştirir ama ne zaman ? O farkındalık ile birlikte o çamura batıp, sürünüp, tüm enkazların içinden çamurun ile geçip, zamanın yüküyle birlikte ezile ezile farkındalığını kullandığın zaman. Buraya herkes ulaşamayacak. Bu durumu şöyle izah edebiliriz;

Potansiyelini farkettiğinde artık onunla yaşamaya başlıyorsun, berrak bir zihin ile kendi potansiyelin aylık 1M₺ kazanıyorsa ve sen şu an hala 300-400K kazanıyorsan o arada 600K her ay seni yemeye başlıyor. Bunu finansal olarak düşünmeyin o rakamları kazanan hayatındaki kesitleride düşünebilirsin. Ailenin yanına gittiğinde ki onlara daha iyi bir ortam sunamadığın anıda düşünebilirsin...

Ve bu durumu son zamanlarda yaşayanlardan biri benim. Biride emre Doğaner abimiz olacak ki geçenlerde şöyle bir yazısını okudum.

Bende girişimcilik serüvenimde ciddi zihinsel düşüşler yaşadım. Tabi ki biz de o lükse sahip değiliz:) Özellikle ortağım olduğu dönemler hiç düşmedim bile. Buradan ona da teşekkürler.

Devamında ise Doğaner abimiz kendine çıkardığı iki dersten bahsediyor...

İnsanın zihninde başarıya biçtiği zaman ile hayatın takdir ettiği ideal zaman arasındaki fark zorlayıcı. Yani beklenti diyelim biz buna.

Hayattan, kendinden ve diğerlerinden.

2 şeyden baya uzaklaştım.

1- İşe dair çok uzun soluklu gelecek hayalleri kurmak. Hem enerjini götürüyor, hem de zemin çok çabuk değişiyor. Mevcutta işini iyi yapmak kâfi.

2- Kendimi potansiyelime ulaşamamakla suçlamak. Bu bi yönüyle insanın kendine söylediği bir yalan, bir yönüyle de gerçek. Ama kimin umrunda, hayatı yaşamak lazım. Keyfine vararak ve mutlu olarak.

Yol nereye biz oraya.

”geldim şu alemi ıslah edeyim
özümü meydanda gördüm sonradan
zaman mahlukuna meylimi verdim
sermayemden zarar gördüm sonradan...”

Saygılar

- Umut Yeşilyayla